Back to the top

altaygenc

SENTEZLEYİCİ KULLANAN MÜZİSYENLER

Hayatım boyunca beni en çok etkiyelen sentezleyici müzisyenlerini ve müzik aletlerini sıralarsak işimiz çok zorlaşır. O yüzden kısa kısa anlatıp kuş bakışı şeklinde bahsedip geçeceğim. Maksat genel bir fikir vermek. Detay isteyen interneti kullanabilir.

Cihazlar

Commodore 64 – SID

SID

İlk etkileyen sanırım Commodore 64 bilgisayarımın ses yongası S.I.D. oldu. Bilinler için POKE 54296,15 🙂 Bu yonganın özelliği analog ve hanesel (dijital) yöntemlerini bir arada kullanması idi. Her iki yöntemin de iyi tarafları ile donandığı için hibrit bir cihazdı. Bu hibrit yaklaşım benim genel çizgimi belirlemiştir. Bu yongayı Bob Yannes adlı bir tasarımcı Komodor firması için yapmıştır. Bilinen en popüler ve en başarılı yongadır. Her ne kadar tasarımı ile izah dökümanı sorunlar(!) içerse de 🙂

Last Ninja II
Turbo Outrun

YMF262 (OPL3)

Yamaha’nın bilgisayar ses kartları için geliştirdiği FM sentezleyici yongası. Dönemin “SoundBlaster” başta olmak üzere hemen hemen bütün ses kartlarında kullanılan ortak yongadır.

SIM CITY 2000
The Incredible Machine

Amiga 500

Amiga 500 ve ProTracker

Amiga bilgisayarı olan her kullanıcı mutlaka bir yerden MOD müziğe bulaşmıştır. Ya oyun müziklerinde veya Demo müziklerinde MOD vardır.

SpaceBalls Amiga Demo

Yamaha DX7


Tekrar cihazlara dönecek olursak, beni ikinci etkileyen cihaz sanırım Yamaha DX7’dir. Frekans Modülasyonu yöntemini kullarak ses üreten bu sentezleyici tamamen dijital olmasına rağmen çok yakın şekilde analog sesler üretebilmesi ile insanları epey şaşırtmıştır. Ne yazık ki doğası gereği cihazı kullanmak çok zordur. Ne kadar müzisyenlerden uzaksa o kadar teknik tarafı yoğun kişilere yakındır. Eh, bilgisayar programcısı olduğum için bu durumun ne kadar hoşuma gittiğini anlamışsınızdır 🙂

Ülkeler ve Müzisyenler

Fransa

Jean Michel Jarre

Herhande en çok etkileyen kişi diye düşünürsek Fransız sanatçı Jan Mişel Jar‘dan bahsetmek gerekir. Sentezleyici müziğini bilinen melodik yapılardan ziyade, ritmik ve sessel yapıda yorumlayıp, bunu destekleyen bir çok eserler yapmıştır. Müziğe armoni ve melodiden çok ses olarak yaklaşması kullandığı cihazlar ve yaptığı sahne performansları en az stüdyo albümleri kadar etkileyicidir. Jan Mişel Jar üzerine çokça konuşulabilecek geniş yelpazede çalışmalar yapmış öncülerdendir. Evdeki mutfağında yaptığı (enstrümanları koyacak boş yer orada varmış) albümü “Oksijen” ile inanılmaz bir başarı elde etmiştir. Devamındaki albümleri de en az onlar kadar etkileyicidir. Sanırım en kolayı kendini kendisinin anlattığı şu videodu izlemektir.

Almanya

Enerji Santrali : Kraftwerk

Bizim kuşağı çok etkileyen sentezleyici kullanıcıları hep Alman gruplardır. En bilineni de enerji santrali manasındaki Kraftverk grubudur. “Bizler Robotlarız” şarkısı feci derece sentetiktir. Konu ile daha çok ilgilenen kimseler ise – örneğin saatlerce bilgisayar başından kalkmayan ve müzik dinlemek durumunda olan bilgisayar programcıları – daha derin müzisyenleri keşfediyorduk. Tancerin Dırim “Mandalina Rüyası” adlı grup sentezleyici müziğinde çeşit çeşit devrimler yapmış sıradışı Alman gruplarının başında gelir.

Japonya

Yellow Magic Orchesta

Ülkemizde pek bilinmeyen fakat takip edenin bildiği bir öncü grup da Japonya’dan çıkma Sarı Büyülü Orkestra grubudur. Komodor’daki karate veya kung-fu oyunlarının müzikleri içerisinde bu grubun müzikleri çok kullanılmıştır. (bkz Yie-Ar Kung Fu 2, skor ekranı).

Rydeen
Hanabe

Sanırım Japonya denince o dönemlerde “İpek Yolu” yüzünden sadece Kitaro biliniyordu.

Kitaro
İsao Tomita

Bu Japonlar tuhaf tiplerdir. Rahat durmazlar. Sentezleyici denince tüm dünyanın saygıyla bahsettiği diğer bir Japon da Isao Tomita‘dır. Yaptığı sıradışı düzenlemelerle burada saydığım çoğu insana ilham vermiştir. Müzisyenlerin müzisyeni diyebiliriz.
Aşağıda paylaştığım ünlü besteci Mussorgski‘nin “Sergideki Resimler” adlı çalışmasının sentezleyiciler ile yapılmış yorumudur. Seslerin nasıl kullanıldığına dikkat ediniz..

Tomita
Mussorgsky

Amerika

Voltır (Vendi) Karlos

Dünyada sentetik müzik denince Voltır Karlos iken sonra Vendi Karlos‘a değişen başarılı müzisyen akla gelir. Otomatik Portakal filminin müzikleri bu adama aittir. Ayrıca “Düğmesine Bah tarafından basılmıştır” manasında çevirebileceğimiz albümü sentezleyici müziğinde inandırıcılık manasında bir dönüm noktasıdır.

Kişisel olarak çok beğendiğim Vins DiKola bizim dönemin yakından bildiği böksör Raki filmlerinin dördüncüsünün meşhur Rus boksör İvan ile olan mücadelesi öncesindeki antrmanlarında çalan “antreman sahnesi” müziğinin ve anı filmdeki “savaş” adlı müziğin bestecisidir.

İtalya

Giorgio Moroder

Beni gene çok etkileyen sıradışı bir kişi ise İtalyan asıllı Coanni Corciyo Morodır‘dır. Almanya’da kendisine açtığı yapım şirketi ile o dönemin sentezleyici müziğini bir isim olarak taşımıştır. Disko müziğinin egemen olduğu zamanlarda işin içine elektroniği de katıp bir takım arayışlara girmek moda iken, Corciyo bunu “italo” tarzı ile başarılı şekilde yapmıştır.
Dona Samır ile beraber yaptığı çalışmalar daha sonra günümüzdeki gruplarca ve kişilerce tekrar tekrar yeniden yapılmışlardır.

Yunanistan

Vangelis

Gerçi kişisel olarak beni çok etkilemese de takdir ettiğim ve çok başarılı bulduğum bir başka sentezleyici dehası kişi Yunan asıllı Vancelis‘tir. Yaptığı sayısız film müzikleri ile tüm dünyada tanınır ve takdir edilir. Kişisel olarak bana göre fazla “derinlikli” (reverbed) bir ses anlayışı vardır. Kendi listem olduğuna göre arada kişisel beğenilerimi de dile getirebilirim sanırım. Vancelis o kadar çok başarılı iş yapmıştır ki eleştirmek için ayrı bir sayfa yazmak gerekir. Yamaha CS-80’i hakkı ile kullanan sayılı insanlardandır.

Bu arada bahsetmeden geçemeyeceğimiz bazı isimleri burada analım. Örneğin Yanni. O da Yunan asıllı başka bir rahat batan süper müzisyendir.

Türkiye

Hep yabancı insanlar saydığım için suçlanmadan evvel, bir iki de yerli müzisyenden bahsedeyim. Gene o dönemlerde beni çok etkileyen müzisyen Barış Manço olmuştur. Sanırım Fransa’da kaydettiği “24 Ayar” albümünde güzel şekilde Roland JX-8P, Yamaha DX7 gibi dijital sentezleyiciler vardır. Albümde elektro gitar olmadığı için sentezleyicilere çok iş düşmüştür. Türkçe müzikler içinde bir sürü hit denebilecek şarkılar içeren başarılı bir albümdür.

Ne yazık ki Türkçe şarkılar içerisinde dışarıdan ithal sentezleyiciler çok popüler yer edinmemiştir. Türk insanı olarak müziğe değil de şarkı sözlerine daha yakınlık hissettiğimiz için olsa gerek, insan sesine uzak olması yüzünden sentezleyici sesleri geri planda kalmışlardır.

Gene de Melih Kibar’ın bestelediği “Hababam Sınıfı” serisinin müzikleri, sentezleyicilerin enstrümantal olarak belirgin şekilde hafızalarımızda yer ettiği rahatlıkla söylenebilir. Gerçi tam olarak “sade sentezleyici” olmasalar da akılda kalınmış melodiler konusunun başında gelirler. Ayrıca hazır filmlerden konu açılmışken tekrar tekrar seyredildiği ve haliyle dinlendiği için çeşitli film müzikleri de sentezleyiciler konusunun içinde yer alırlar. Benim favorilerimden Cahit Berkay’ın “Kılıbık” filimi için yaptığı beste başta gelir.

Örneğin sürekli birbirine karıştırılan çok popüler Gülen Gözler ve Neşeli Günler filmlerinin müziğindeki sentetik sesler. Melih Kibar tabi. Yalnız birşey hatırlatmakta yarar var. Bu müziklerin neresi sentetik diyebilirsiniz. Dikkatli dinlerseniz içlerinde çeşitli sesleri duyacaksınız. Bazılarının ise tamamen sentetik halleri mevcuttur. Misal Vecihi’nin uçakla geliş sahnesinde.

Melih Kibar’ın film müzikleri burada bitmez. Şener Şen’in meşhur “Namuslu” filmi hem yabancı pop hem yerli pop öğelerini tıpkı Barış Manço’nun “Lahburger” şarkısı gibi dönüşümlü olarak içerir.

Gene Şener Şen’in başrolünde oynadığı “Aşık Oldum” filiminin müzikleri sentezleyici müziklerinin güzel örneklerindendir.

Aşık Oldum – Melih Kibar

Bunlar haricinde dönem müziklerinde müzik tarzını ifade eder şekilde sentezleyici ve ses etkilerinin kullanımı örnekleri bulabiliriz. Nil Burak’ın “Birisine Birisine” şarkısındaki sentezleyici solo “flanger” ses etkisinin suyunun çıkarıldığı bir şarkıdır. Barış Manço’nun “Gülpembe” solosu veya “Alla Beni Pulla Beni” şarkısının solosu belki daha güzel örnektirler.

Tarz olarak sentezleyiciler 70’ler döneminde Fank ve Füjın (Funk, Fusion) müzik tarzlarında çok yer etmişlerdi. Bu tarz da Türkiye’de ancak kişiler arasında popüler olmuşlur. Güzel bir örnek olarak Nur Yoldaş’ın söylediği “Sultan-ı Yegah” verilebilir. Türk ezgileri ve yabancı düzenlemelerin başarılı şekilde bir arada kullanıldığı sayılı güzel örneklerdendir. Ergüder Yoldaş’ın başarılı besteleri aynı isimli albümde dinlemeye değerdir.

Seksenler denince iki isim mutlaka anılmayı hak eder. Bunlar Onno Tunç ve Garo Mafyan’dır.

Onno Tunç yaptığı besteler ile hem Türk müziğini geliştirmiş hem de bir sürü sanatçının halk ile buluşmasını sağlamıştır. Sezen Aksu için yaptığı besteler, Ajda Pekkan için yaptığı aranjmanlar, Nilüfer, Zuhal Olcay, Harun Kolçak ve daha bir sürü sanatçı için yaptığı çalışmalar ile “Müzisyenlerin Müzisyeni” olarak bilinir. Ayrıca bir çok kere Erovizyon Şarkı Yarışması’na besteci ve aranjör olarak katılmıştır.

Garo Mafyan da aynı şekilde başarılı çalışmalarda bulunmuştur. Mazhar Fuat Özkan üçlüsünün çıkardığı albümlerde hem klavyeli sentezleyiciler çalmış hem de aranjmanlarını yapmıştır.  “Peki Peki Anladık” ve “Yalnızlık Ömür Boyu” albümleri sentezleyiciler için çok güzel örneklerdir.  Kavai Piano, Yamaha DX7, Profet 10, Mini Moog, Emu Emulatör, Rhodes, gibi aletler müziklere renk katmıştır.

Zamanla dijital cihazlar besteciler arasında taht kurmaya başladığı zaman Türkiye’de orkestra kullananlar stüdyolara artık müzisyen çağırmamaya başladılar. Yerine bu cihazları kullanıyorlardı. Eskiden “diğerlerinin yapamadığını yapan” cihazlar şimdi “diğerlerinin de yaptığını yapıyor”du. Bu devrim sanırım Korg 01/W ile ülkemizde yaşanmıştır. Nitekim 80’ler furyasındaki seslerin çoğu bu aletten ve ilk kardeşi Korg M1’den çıkmadır.

Neden Şarkı Söylemiyorsunuz?

Hepimizin bildiği şey arkada müzik çalan müzisyenler ve önde şarkı söyleyen şarkıcılar değil midir? Televizyonda veya sahnede, çeşitli şekillerde mutlaka görmüşüzdür onları. Aşinayızdır yani. Hatta sadece sesi duysak görüntüsü böyle gözümüzün önüne gelir filan..

İnsanlar dünyanın değişik yerlerinde değişik şeyler yapıyorlar. İnternet sayesinde el verdiğince birbirlerinden haberleri de oluyor. Öyle görünüyor ki mp3 gibi cd gibi sesleri ve müzikleri “hanesel yöntemleri” kullanarak dinlediğimiz ortamların bizleri makineleşmesinden çok rahatsız olduğumuz için, tekrar insan olduğumuzu hatırlamak üzere sesleri artık kendimiz yapmayı tercih ediyoruz. İşte ağzımızla, elimizi vurarak, ıslık çalarak ve şarkı söyleyerek…

80’lerde bu tercih için kişisel yetenekler veya özel sebepler söz konusu idi. Günümüzde ise hemen herkesin yaptığı veya denediği sıradan birşey haline geldi. O yüzden de farklı bir önem kazandı. Ben de bu durumu çeşitli isimler altında topladım.

akapela

İtalyanca “a capella” sözünden gelme bu laf, sadece insan sesi kullanılarak yapılan müzikleri içeren tarza verilen isimdir. Gerek şarkı sözü, gerek sadece vokal gerekse enstrüman taklidi sesler olsun fark etmez. Hepsine toptan “akapela” deniyor.

Akapela gruplarının eski klise korolarından daha da evvellere kadar giden çok uzun bir tarihi olduğu için burada sadece sınırlı bir başlık altında bahsedilecektir. Benim ilgilendiğim insanların bireysel gayretlerini sunmak olduğu için bu sınır içerisinde kalacağım.

Bobby McFerrin

bobby mcferrin

Akapela’yı bireysel olarak en başarılı şekilde yapan kişiyi sorarsanız tartışmasız tek isim Bobi MakFerın‘dır. Sayısız başarısını okuyun izleyin tek tek burada anlatamayacağım kadar çoktur. Aşağıda zamanın televizyon dizisi Kozbi Şov‘un 4.sezonunun müziğini paylaşıyorum. Buradaki performansı çok güzeldir. Sonraki trampet sallamalarının güzelliğine dikkatinizi çekerim. Ayrıca müzik üzerine düşüncelerini söylediği bu videoyu da muhakkak izleyin.

The Cosby Show

Akapella konusu bir yana tek başına müzik ile ilgili sıradışı şeyler yapmak 80’lerde de ilgi ile izleniyordu. Genelde ayakta yapılan komedi gösterileri moda iken, becerebilenler bu tür gösterilerde şarkı da söylüyor veya diğer vokal yeteneklerini kullanıyorlardı.

Michael Winslow

Michael Winslow

Maykıl Vinslov bu konunun öncülerindendir. “Polis Akademisi” filmlerinden tanıdığımız bu şahıs gerçekte de mesleğinde filmde yaptığı tuhaf sesleri kullanıyordu. Kısaca günlük hayatta duyacağımız kapı gıcırtısı, su, araba, tabak çanak sesi, hayvanlar vs ne varsa bütün bu sesleri sadece ağızından çıkararak taklit edebiliyor.

Şu anda kendisine “10000 sesin adamı” deniyor. Hatta yaptığı kayıtlı taklit sesler bu sayının kat be kat üzerinde. Filmlerde ve reklamlarda çıkardığı sesler haricinde bilgisayar oyunlarında da ses efeklerini yapıyor.

Ben en çok polis akademisinde “karateci adam” tipini severdim. Konuşurken kötü bir iki kelimelik ingilizce ile ağızını (vantrologların tam tersi gibi) boşuna oynatarak kendi kendini seslendirmesi çok yaratıcı idi. Aşağıda bir reklam için yapılmış filmin genişletilmiş halini izleyebilirsiniz.

James Earl Jones

James Earl Jones

Konu ile tam olarak ilgisi olmasa da Ceymis Örl Cons‘dan burada bahsetmek istiyorum. “Yıldız Savaşları” filmindeki en belirleyici karakter olan Dart Vedır’ı seslendirmiştir. Bas ve etkileyici olan sesi ile hepimizi korkutmuştu.

Don LaFontaine

Film ve seslendirmeler denidiği zaman filmi “anlatan adam”lar vardır. İşte bunların en bilineni Don Lafonten‘dir. İzleyin.

Ted Williams

Konu ile hiç ilgisi yok ama etkileyici sesler deyince “Altın Sesli Adam” lakaplı Amerikalı bir evsiz olan Ted Vilyıms‘ın hikayesini de görelim istedim.

Ted Williams

bitbaks

Konuya geri dönelim. Tuhaf sesler çıkarmak haricinde tuhaf ve “müzikal” sesler çıkarmak da var. İlk popüler örnekleri Maykıl Vinslov’un verdiğini söylemiştik. Bu konu dallanıp budaklanıp kendi başına öyle bir konu haline geldi ki günümüzde sormayın. Adına “Bitbaks” dediler. Bizde ise “ağızından ritim yapmak” diye biliniyor. Sanırım ilk başarılı örneğini bir yetenek yarışmasında Fransız Jozef Pulpo vermişti. Öncelikle bilgilendirmek gerekir ki bitbaks iki şekilde yapılır: mikrofonlu veya mikrofonsuz. Jozef, mikrofonsuz ve çok sesli şekilde yapan kişi olarak bilinmiştir. Çok sesli şekil derken hem davul hem bas sesini bir onu bir diğerini değil ikisini de aynı anda çıkarmadan bahsediyoruz.

Joseph Pulpo

Bitbaks konusun ara verip sahne gösterilerin konusuna devam etmek isiyorum. Mikrofonlu mikrofonsuz derken bunun yanına bazı çeşitli yardımcı aletler alıp tek kişilik gösteriyi renklendirme düşüncesi ile gösteriler yapma bir gösteri türü haline geldiğinden, bahsetmekte yarar var.

Reggie Watts

Reci Vats bu konuda çok güzel gösteriler yapmaktadır. Komedi kullanımı ve didaktik içeriği ile de epey eylencelidir.

Tom Thum

Bitbaks ile ilgili neden bahsettiğimi tam olarak anlamayanlarınız olabilir. Sizler için belki de en iyi örnek Avusturalya’lı Tom Tam olmalıdır. Gösterisinde ne yaptığını, neden ve nasıl yaptığını kendi de anlatıyor. Sade ve işe yarar bir gösteridir mutlaka izleyiniz. Trampet taklidi çok güzel.

Bu arada bitbaks denince olabilecek üst sınırı veya “ne manyak herifler bunlar”‘ı arıyorsanız hiç zahmet etmeyiniz, doğrudan Japonlara bakabilirsiniz. Her konuda olduğu gibi bu konuda da Japonlar bize güzel örnekler veriyorlar.

Hikakin

Takip ettiğim iki tip var. Birincisi Hikakin. Genelde mikrofonlu bitbaks gösterileri yapar. Diğeri ise Daiçi. O ise mikrofonsuz bitbaks yapanlardan. İkisi de kendi başlarına alem olduğu için kolaya kaçıp ikisini bir arada bulduğum beraber yaptıkları arkadaşça bir yarışmayı paylaşmak istiyorum. Siz karar verin onlar mı normal yoksa ben mi abartıyorum..

Daichi

Daichi de ayrı bir alem…

Türkiye

Dünyada neler oluyor bitiyor peki bizim ülkemizde hiç birşey yok mu ? Aa olmaz mı. Aslında Türkiye’de epey akapela ve vokal grubu var. Nedense halkımız nezlinde olmaları gerektiği kadar çok popüler değiller. Sanırım bu tür olaylar bizler için biraz yeni. Biraz zaman vermek lazım.

İstanbul’lu meşhur Vokaliz grubu bu tip akapela’ya iyi bir örnektir. Gruptaki bütün elemanların bir enstrüman sesi taklidi yaptıkları gösterisi keyifle izlenir. Vokaliz’in kendi içlerinde eylenme için yaptıkları bu videoyu keyifle izleyiniz.

Gruplardan sıra ile örnek vermek istiyorum.

A Capella Boğaziçi
Ses ver Sus
On’lar
Vokalemun
Alaa Wardi. Yapmış adam Türkçe

Akapela denince ülkemizi başarı ile temsil eden Boğaziçi Caz Korosu topluluğundan da bahsetmek durumundayız. Katıldıkları uluslararası yarışmalarda ne kadar ödül varsa toplayıp gelirler.

Boğaziçi Caz Korosu

Bu arada yaptığım uzun araştırmalar sonunda sanırım yerli ilk bitbaks kayıdına ulaştım. Gökben‘in “Aşk dediğin laftır” şarkısının başında küçük bir bitbaks denemesi yapılmış, ehehe 🙂

doğuşkan ile Söyleme

Bu başlığın Türkçe’sini bulamadım. İngilizcesi “Overtone singing” veya “Throath singing/chanting” diye geçiyor. Normalde ağızınızdan çıkan ses bir ana sıklığı ve beraberinde uyumsal sıklıkları (doğuşkanlar) içerir. Eğer bir şekilde diliniz ve ağız yapınızı kullanmayı öğrenir ve sabredip becerebilirseniz ana sıklığı susturabilir, sadece istediğiniz uyumsalların duyulmasını sağlayabilirsiniz. Buna “doğuşkan ile söyleme” denir. Neyse, en azından bu sayfada öyle deniyor 🙂

Konunun popüler iki ismi var. Birincisi konunun asıl sahibi olan Tuva ve Moğol Türkleri. Konunun güzel örnekleri onlarda. Kolaylık olması açısından birkaç Türk söyleyiş şeklini çalışmış Aleks Glenfild‘in şu sunumunu izleyebiliriz.

Alex Glenfield

Alman Ana Mari Hefel, bu konuyu popülerize etmiş ve günümüz müziğinde kullanılabilir ilk örneklerini vermiştir. Kendi orjinal videosu yerine yan tarafta seslerin işaretlerini de içeren grafikleri olan videoyu aşağıda paylaşıyorum. İlginizi çekecektir. Dikkat edin de bu kadınla evde kavga falan etmeyin. Bir başladı mı şakımaya yandınız 🙂

Anna-Maria Hefele

Nedense ikidir videoların görüntülerindeki insanların tipleri kayık. Bilmiyorum neden.

Bir örnek te Pentatonik grubunun bas sesi Avi Kaplan’dan.

Avi Kaplan

Gördüğünüz gibi bu insanlar adam gibi şarkı söylemek yerine tuhaf işler yapıyorlar. İnsanoğlu sınırları zorlamayı seviyor dedikleri doğruymuş.

Hadi biraz daha akapela ve bitbaks gruplarına bakalım

pentatoniks

vokapüpıl

sınırları zorlayalım

En ince ve en kalın sesler kimlere ait acaba diye düşündüyseniz sıra ile bakalım.

En kalın ses rekoru Amerika’lı Tim Storm‘da.

Nasıl oluyor diye sormayın bilmiyorum. Dinleyin kendiniz karar verin. En tiz sesli erkek Edım Lopez‘in, bu rekoru kırmayı denerken ki videosu aşağıda. Zaten bir önceki rekor da kendisine aitmiş.

Adam Lopez

tiz veya boğuk

İnsanlar seslerini değiştirmek için tuhaflıklar peşinde koşmaya dursun, akıllara gelmeyen şeyler yapıyorlar. Sesi inceltmek için helyum gazı solumak ilginç fikir değil mi ? Havadan daha hafif olduğu için ciğerlere aldığınız helyum dışarı çıkarken ses tellerini çok daha az zorlar ve normal alıştığınızdan çok daha kolay (sık) titrer. Bu sayede sesiniz tizleşir.

Büyük Patlama Teorisi dizisinden Şeldın‘ın bu konuda ilginç şeyler başına gelmiş.

Aynı şekilde, havadan daha ağır bir gaz solursanız bu sefer de sesiniz kalınlaşır. Aslında boğuklaşır demek daha doğru. Genelde SülfürHeksaFlorid kullanılır. Haydi gene Büyük Patlama Teorisi dizisinden izleyelim, bu sefer başka oyuncular..

en hızlı

en hızlı konuşabilen adamı tanıyın. hem hızlı konuşabiliyor hem de hızlı ve sesli okuyabiliyor. şarkıları da hızlı okuyabilmesi ilginç. Con Moşitta reklamların sonundaki metinleri hızlı okuyan adam.

teknoloji yardıma geliyor

İnsanlar seslerini değiştirmek için tuhaflıklar peşinde koşmaya dursun, akıllara gelmeyen şeyler yapıyorlar. Sesi inceltmek için helyum gazı solumak ilginç fikir değil mi ? Havadan daha hafif olduğu için ciğerlere aldığınız helyum dışarı çıkarken ses tellerini çok daha az zorlar ve normal alıştığınızdan çok daha kolay (sık) titrer. Bu sayede sesiniz tizleşir.

Genelde vokalistler sahnede özel cihazlar kullanırlar bu sayede kalabalık sesleri veya arka destek korosu gibi etkileri tek başlarına sağlarlar. Bu tip bir cihazı tanıtmanın sırasıdır.

Yalnız çok daha profesiyonel cihazlar var. Bunlar da tek kişilik “koro” imkanı sağlayan cihazlar. Roland firması bu konuda bir ilke imza atarak çığır açan bir cihaz yaptı. VP-550. bu cihaza bağlı mikronofa ne okursanız onu alıp bastığınız tuşların notalarına göre düzenleyip size geri çalıyor. Gospel Müzisyeni Don Levis ve “korosu”ndan dinliyoruz:

Gördüğünüz gibi yöntembilimi almış başını gitmiş. Yapılamaz yapılır olmuş.

Stüdyo müzisyenlerinin halini abartılı şekilde espriye boğan güzel bir video ile yazımı sonlandırıyorum. İnanın gerçeklerden o kadar uzak sayılmaz 🙂

© ALGE 2020